
◆ Ne için varsan, O’nun için yaşa…
◆ Sevginin her türlü ifadesi, bir tür delilik gibi geliyor işte insanlara, yazık. Sevmekten çok, ölmeye gider gibi yaşıyorlar. Üstelik ölmek, sevmekten daha doğal, daha gerçek ve daha sarsıcı sanıyorlar. O buz gibi donuk yüzler, cehennemi bile soğutmaya yetiyor.
◆ Herkesin yaşamının bazı köşelerinden kendisiyle özdeşleştirdiği detaylar vardır. Kimseye söyleyemez, belki de söylemek istemez. Mekanlar, şarkılar, hele ki kitaplar… Bir kitap, saklıların en özelidir belki de. Hiç kimse bilmesin, okumasın, o tat bir tek bana özel olsun istersin. Eksik gelir o kitabı okumayan insanlar sana. O kitabı okuyan birini görsen, gurbette hemşerini görmüş gibi muhabbet edesin gelir.
◆ İnsan saklı olmalı. Onu özel yapan değerleri olmalı.
◆ Bir şeyleri taksit taksit yapmak insanı uyuşturur. Bizim sorunumuz ne biliyor musun? Biz acı çekmiyoruz. Kaybettiğimiz değerler bizi yaralamıyor. Neden? Çünkü değerimizi birden değil, taksit taksit kaybediyoruz. Ve gün geçtikçe yavaş yavaş bozuluyoruz. Bozulma hep devam ediyor…
◆ Herkes bir gün mutlaka gider (gitmemeli…), her şey bir gün mutlaka biter (bitmemeli…).
◆ İnsanlar arıyor. Ama neyi? Bilmiyoruz. Çünkü bulunduğumuz her şeyde, ulaştığımız her yerde aradığımızın o olmadığı ortaya çıkıyor. Tatmin olmuyoruz.
◆ Bu dünya hayatı, sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir…
◆ Kalbimin kırıklarını toplamaya kalksam yerden, ellerim kesik içinde kalırdı muhtemelen.
◆ Eski kafalı diyorlar bana. Alınmıyorum. Eskilerin daha iyi kafalı olduğunu düşünüyorum.
◆ İnsanları faydalarına göre ikiye ayırıp yalnız fayda sağlayanlarla mı görüşmek gerekiyordu? Sosyal hayatın kuralı bu muydu yani? Sonra bu kararımın insanları ayırmakla değil kendimi kurtarmakla ilgili olduğunu fark ettim. Yaşadığım bu yaş, insanın bir tür kurulum yaşı aslında. Hrm toy, hem temiz, hem korunmasız, tehlikeye açık… Bilgisayarı bile kurarken fişten çıkarmamak, bağını kesmemek gerekir. Bu yaşımda kendime dikkat etmezsem, hamuruma yanlış malzeme karışırsa ilerde zehirli bir lokmaya dönüşmüş olabilirdim. Bilemezsin. Onun için bazen insanlardan uzaklaşmak lazım. Özellikle bizi lüzumsuz işlerle oyalayanlardan.
◆ Avuntu değil benim yaşamaktan anladığım, emek… Anlamlandırmak, manaya kavuşmak ve kavuşturmak emekle, ilimle, akılla, yürekle ilgili bir çaba ki aksi halde dünya yaşamaya bile değmez.
◆ Gülen yüzler görüyorum kime baksam, peki bu dünyaya nefreti kim öğretti? İşler onlar yüzümüze gülüp arkamızı dönmemizi bekleyenlerdir. Bizi yukarıda görmeyedursunlar, parçalarımıza sarılıyorlar hemen. Kimler? Hem de en sevdiklerimiz. Evet, ilk onlar çekmeye çalışıyor bizi aşağıya. Çünkü onlar demli çay muhabbetlerinizde bizi öğrenenler, samimi dertleşmelerde zayıf noktalarımızı ezber edenler. Hele bir onların önüne geç, nasıl alaşağı ediyorlar adamı.
◆ Bir insan neden ağlar? Kaybolsak gitsek yokluğumuzu kim farkeder? Gözlerimiz dolduğunda o ıslaklığı ilk kim farkeder? Zifiri kalabalık bu dünyada yalnız kalmayı hal edecek ne yaptık? Ya da bir mükafat mıdır bu olanlar? Gözlerimiz günahlarımızı temizlemek için mi yağıyor yoksa?
◆ Dert adamın dışında değil içindeyse, sol yanına işleşmişse; bir söz, bir yazı yaratılmamıştır henüz izah edecek. Dert memleket edinmiştir adamı, sızlatır şuracığını, siner nefes alası gelmez adamın. Acı, bir adamı memleketi edinmişse, adam baştan aşağı derde bürünür, ne dert geçer ne vakit. Hüzün kuşları avuç avuç kor taşır, yanar yanar durur adam. Yakar yakar durur bu ateş…
◆ Bazen altı üstünden daha iyidir hayatın. (Ya daha kötüyse hiç değilse altı var diye avunuyoruz.)

+90 552 548 99 06
-------------@gmail.com
